Medya Kültürü

CEM YILMAZ: HOKKABAZ DEĞİL SİHİRBAZ

Bazı insanlara kayıtsız kalamıyorsunuz. Hayatınızın bir döneminde mutlaka onun hakkında konuşuyor, onu seviyor, takdir ediyor, eleştiriyor ya da nefret ediyorsunuz. Cem Yılmaz şu an Türkiye’de büyük bir çoğunluğun hakkında bir fikir sahibi olduğu kişilerden biri. Bu ona sadece şöhret, itibar, para getirmiyor; yaşadığı toplumdaki insanların çoğu üzerinde bir etki bırakmasına da neden oluyor. İnsanlar onu seviyor, kıskanıyor, ona gıcık oluyor, özeniyor veya ondan nefret ediyor.

cem2

İllüstrasyon: Zeynep Özatalay

Bir süre önceye kadar çevremdeki birçok kişi gibi ben de Cem Yılmaz’a karşı mesafeliydim. İsmini Leman’da çıkan karikatürlerinden biliyordum. Leman Kafe’de sahneye çıktığı, gösterisini izlemenin bir ayrıcalık olduğu dönemlerdi. Etrafta Superman’in yere inişi, uzayda kerane tatlısı satan tatlıcı, başlığın içinde sigara içen astronot, sigara içerken fantomun kostümünü zedeleyen yerli gibi artık Cem Yılmaz klasikleri olan espriler (hikayeler) uçuşuyordu. Sonradan Bir Tat Bir Doku adını verdiği bu gösteri giderek yayıldı ve “bir kısım” insanda kaşıntı yaratan, diğer bir kısımda ayıplanan, büyük bir kısımda ise sempati ile karşılanan bir şöhret oldu Cem Yılmaz. Açıkcası o gösteriyi seyretmedim, daha sonra videolardan bölük pörçük gördüğüm parçalardan gayrısını bilmiyorum. Ama komik olduğuna eminim. Çünkü bir fark yaratmıştı Cem Yılmaz. Diğer komiklerde olmayan bir şey vardı onda. Pek emin olmasam da buna rahatlık ve samimiyet diyelim. TRT’nin bize zikrettiği Ateşböcekleri tadında bir mizah anlayışının yerine (bugün cuma enseyi kapa gibi mesela) bir muhabbet meclisi tadı getiren bir ortam yaratabilmiştir. Bu çocukluklarını 80’lerde yaşayanların pek alışık olmadığı bir iletişim tarzıydı. Anlattığı hikayeler (ki bir hikaye anlatıcısı olmaya soyunmuştur zaten) çok komik, dahiyane, bilinmedik olmayabilir, ama orada izleyicilerinin keyif almasını sağlayan; oluşturduğu oturma odası atmosferi ve seyirciyi bu atmosferin içine çekebilme yeteneğidir. Bir sahicilik yaratmıştır böylece. Bu yüzden de televizyonla arasına mesafe koyduğunda en iyisini yapmıştır. Tıpkı üstadları gibi.

cem3

İlüstrasyon: Murat Gürdal Akkoç

Cem Yılmaz’ın ikinci gösterisi CMYLMZ’ydi ve bu gösteriyi canlı izleme şansım oldu. Ben de yukarıda tasvir etmeye çalıştığım ortamın içine girdim ve 2 saati aşkın bir keyiflenmenin (ki ağzını yaya yaya gülmeyi kastediyorum) ardından beynim tamamen boşalmış olarak (ki esprileri bile hatırlamıyordum) salondan çıktım. Bu bir Cem Yılmaz izleyicisi olduğum anlamına geliyordu. Cem Yılmaz izleyicisi olmak şu demek: Oynadığı reklamları takip etmek, filmlerine gitmek, hakkında çıkan haberlere duyarlı olmak. Reklam özü itibariyle uçucu, en iyisi bile ağızda kısa süreli bir tat bırakan bir anlatım aracı olduğu için, çok bir şey beklemiyordum. Yine de iyi performanslardı ve internetten sızan kamera arkası görüntüleriyle de güldürdü Cem Yılmaz. Her Şey Güzel Olacak ise sinemaya bir ısınma turu gibiydi. Film iyiydi iyi olmasına ama sanki Cem Yılmaz’dan beklenen o durum komedilerine biraz fazla kaptırmıştı kendini. Mesela Cem Yılmaz’ın aynaya bakarak söylediği “Öleceksin!” monoloğu da neydi öyle. Sonra G.O.R.A geldi. Bir film eleştirmeni değilim, film eleştirmeni olmak için ne yapmak gerekir onu da bilmiyorum ama G.O.R.A hem görselliği hem de replikleriyle 1980 sonrası Türk Sinemasının yaratıcı, üzerinde çalışılmış, bir tür (janr) yapısı içinde tasarlanmış ender filmlerinden biriydi. Öyküsü de fena değildi. Şahsen benim tekrar tekrar izlemek konusunda takıldığım bir film oldu. Cem Yılmaz Vizontele ve Organize İşler gibi Yılmaz Erdoğan filmlerinde de küçük rollerde de başarılı karakterler çizdi diye düşünüyorum. Replikleri ezberlenen, az görünen ama filmin fragmanlarına giren, hakkında fazla bir şey bilmememize rağmen belli bir derinliği olan karakterlerin altından kalktı. İyi bir hikaye anlatıcısı olarak, birbirinden farklı karakterlere bürünme konusundaki yeteneğini de ispatladı. Ancak kendisini bekleyen bir tehlike vardı. Komedyen olarak tanınması ve sevilmesi, oynadığı her reklamda ve filmde komik olmasını dayatıyordu. Bu durumda Cem Yılmaz’ın şikayetci olup olmadığını bilemeyiz ama Hokkabaz’ın bu gidişe bir dur demek niyetiyle atılmış bir adım olduğunu düşünebiliriz. Belki bu yüzden gişede G.O.R.A kadar başarılı olamadı Hokkabaz. Cem Yılmaz severlerin bir kısmı bekledikleri gülme krizlerini bulamadı bu filmde. Cem Yılmaz sakin, insanı kendini iyi hissettirecek, karakterleri daha derine inen, durum komedilerinden mümkün olduğunca uzak duran bir öykü yazmayı tercih etmişti. Filmin sonuna da başrol oyuncusunun öldüğü şakasını yaparak numarasını çekmişti. Bu filmle daha ağırbaşlı karakterleri canlandırabileceğini, sınırlı, senaryoya daha sıkı bağlı rollerin altından kalkabileceğini göstermek istemiş de olabilir. Ancak geçenlerde bir televizyon programında Anayurt Oteli’nin muhtemel yeniden çeviriminde Zebercet karakterini oynayabileceğini beyan ettiğine göre, oyunculukda oldukça iddialı olduğu söylenebilir.

cem4

İlüstrasyon: Uğur Bülent Sertçelik

Bir zaman önce, içinden çıktığı Leman cemaati Cem Yılmaz’a “kralın soytarısı” yakıştırmasını yapmıştı. O da yine hazır cevap bir reflekse: “Kralları sadece soytarılar parmaklar” minvalinde bir yanıt vermişti. Gerçekten de soytarıların bir dönem komiklerin (komedyenlerin) en tepedekileri, en seçkinleri olduğu düşünülürse, Cem Yılmaz’ın sadece “Kralların Soytarısı” olmakla yetinmeyip, “Soytarıların Kralı” olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak son dönem yönelimleri, özellikle Hokkabaz filmi bununla da yetinmeyeceğinin göstergesi. Tıpkı Hokkabaz filmindeki hokkabazlık ve sihirbazlık arasındaki durumu gibi (her ne kadar kendini sihirbaz olarak tanımlasa da babasının gözünde alt tarafı hokkabazdır), soytarılıktan (komiklikten) oyunculuğa-senaristliğe-yönetmenliğe evrilmenin yollarını arıyor.

cem1

İlüstrasyon: Ozan Küçükusta

Başta söylediğim gibi Cem Yılmaz’a kayıtsız kalmak zor. Bütün o magazinsel, “tamamen duygusal” dünyadan sızan aşkları, güzellik yarışması sunuculuğu gibi sevenlerinin pek anlam veremediği tercihleri, reklam anlaşmalarından aldığı paralar, tüketim alışkanlıkları gibi haberler bir yana; Cem Yılmaz şu ana kadarki performansıyla sadece yetenekli, hazır cevap, “sevimli” bir genç değil aynı zamanda hedefleri olan bir sanatçı görüntüsüne kayıyor. “Soytarıların Kralı” olmak artık ona yetmiyor. Hedeflerine ulaşmak için gerekli çalışma azmine sahip görünüyor. Kendisine başarılar dileriz.

Yazan: Özgür Kurtuluş
Nisan 2007, Tam Macera Dergisi

  • Kayıt olun

    Eposta adresinizi bırakarak yeni yazılardan ve güncellemelerden haberdar olabilirsiniz. Eposta adresiniz hiçbir şart altında hiç kimseyle paylaşılmayacaktır. Teşekkürler.
    Kayıt olmak için tıklayın

  • 1 Yorum

      Dostum ben de AROG yerine Hokkabaz minvaminden yapılmış bir film isterdim CMYLMZ’dan. Ama eminim, o da yakında gelecektir.

    Yorum yapın